Video

Yeni Haberler
recent

Sübliminal Mesajları ile Beyin Kontrolü ! -İlluminati Gerçeği





Görüldüğü üzere masada bir piramit vardır.



O piramit yanıp sönmeye başlar ve kodoman amca hemen masadan kalkar.



Masanın önünde, ışın cihazının yanı başında diz üstü çöker.



Ve Baphomet (şeytan) gelir.



Biter mi? Bitmez. Bir de ona tapılır.





''Hayır ya olamaz!''

Olur cınım:

Allah'tan bu çizgi film 2010 yılına ait. Yani geçtiğimiz döneme dönük bir şeyler yok sanırım.
Yani çocukluğundan hasara uğramadın pek.

Yani biraz oh çekebilirsin.
Ama gevşeme.
Hata yaparsın.

Ne yapabiliriz konusuna gelince. Öncelikle korkmayın. Çünkü kullandıkları araç ''korku''. Televizyon denen gizli hipnoz aracından kurtulmaya çalışın. Pazartesi, Salı.... Her günün dizisini ezbere bilen insanlar tanıyorum. Oturup ailenizle bir iki lak lak edin bunun yerine.

Her izlediğiniz, her okuduğunuz şeye lap diye inanmayın. Araştırın. Değerlendirin. Kitap da olsa gazete de olsa bu iş böyledir.

Bir siyasi partinin sonsuza dek kölesi olmayın mesela. Fikirler yenilenir, değişir ve zaman zaman da çağın gerisine düşer. Başınızda sizi yöneten adamların oyunlarına karşı gözünüzü açık tutun, sessiz kalmayın.

''Atatürk sabetaycıymış.''
''Asker, 40 şehirde darbe planı yapmış.'' falan fıstık.

İnanmayın böyle şeylere, bir araştırın, görün, değerlendirin.

Samimiyetsizlikleri fark edin. Farkı fark edin.

Devam edelim.

TipAdam pes etmez. Birkaç çizgi filmden daha bilinçaltı mesajlarını aktarır:








Daha fazlası TipAdam'ı aşar. İnternette bolca döküman mevcut bu konuda.

Çocuklara ne izlettiğine dikkat et.
Basit gibi de gözükse çizgi film, hayal dünyasını genişletmeyip, gelecekteki dünyasını yerle bir edebilir.
Kurtul yahu şu televizyon illetinden!
Kurtul seni zayıf kılan bağımlılıklarından, aşırı derecedeki hayranlıklarından. Altını çiziyorum, aşırı derece hayranlık.

Bağımlılık demişken, bir noktaya atıfta bulunmak istiyor TipAdam.

Facebook.

Sosyal ağlar arasında, Türkiye'nin başının belası bu internet sitesi.
Dememe bile gerek yok sanırım bunu?

Saatler Facebook'un başında harcanıyor, kimileri tarafından.

Ve pek çoğu da, benim Facebook kullanırken yaşadığım hissi yaşamıştır: Lanet, pis bir tembellik. Pişmanlık. Ve eziklik.

Boş zamanında kitap açıp okumak varken, gazete kurcalamak varken, arkadaş/aile muhabbetlerine girmek varken...

Dur ben bir Face'e gireyim.

Annenin karnına gir ve orda kal tamam mı senin s.k kafalı?
Oksijeni karbondioksite çevirmekten başka ne halta yararsın sen?

Kölelik bitti.

Tabi cınım. Bu ne o zaman?
Demokrasi algısının arkasına gizlenmiş çağdaş kölelik sistemi.

Facebook'un kuruluş amacı nedir bilen var mı?

Facebook, Mark adlı asosyal biri tarafından kuruldu.

Mark, arkadaş çevresi tarafından dışlanan bir tıfıldı.
Kimse onunla konuşmuyordu.
Eziliyordu.
Kimse bir şey anlatmıyordu ona.
Partilere davet edilmiyordu.
Kabul görmüyordu.

Ve...

Okulunu kapsayan bir arkadaşlık sistemi kurdu.
Sonra ABD'ye.
Sonra dünyaya açıldı, o pencere.
Güzel fikir, değil mi?

Ve şimdi milyonlarca arkadaşı ve kullanıcısı var.
Her haltını bildiği arkadaşları var.
Kimin kimle çıktığını, kimin kimle nerede buluşacağını, kimin hangi sınavdan ne not aldığını, kimin hangi şarkıcıya hayran olduğunu, kimin kimden nefret ettiğini anında öğrenebilir.

Ve sen, saniyeler içinde çözülmüş olursun.
Saniyeler içinde öğrenilecek kadar ucuz biri olduğunu düşünüyor musun?
Asosyal Mark'ın, sosyal olduğunu sanan kullanıcıları/arkadaşları.

Facebook'un diğer kölecil unsuru ise, gençleri ego düşkünü yapmak.
Bir durum girdiğinde veya bir şey paylaştığında, millete kendini ağırdan satma çabası diyebiliriz buna. Veya klavye delikanlılığı.

Arkana yaslanıp düşününce, Facebook'ta ne derece malötesi şeyler yaptığının farkına varabilirsin.

Ve Facebook bu derece güçlü bir ağ iken... Vampirler boş durur mu?

Facebook'un bilinçaltı mesajı:



Yeni neslin neden bazı konularda erkenci olduğunun nedenlerinden biri bu olabilir mi?

Facebook'un giriş sayfası olan bu yerdeki bu mesaja, Allah bilir kaç bin kere maruz kaldın?

Bilinçaltı mesajı bu. Fark edilmesi gerekmez. Beyin, görselleri kendi içerisinde birleştirip, bir şeyleri kendisine yerleştirir. Görüş alanına girmesi yeterli.

Bazı sayıların sana renk çağrıştırması gibi bir şey bu. Veya bulut şekillerinin. Beynin sinyal verir gördüğü anda, ama sen bir şeye benzetmeye çalışmadığın için veya odaklanmadığın için somut olarak algılayamazsın.

Ve sen bu mesajı alarak, benliğinden parça kopardın.

Yetmedi mi, ya da bu mesajı zaten biliyor muydun?

Al o zaman, Facebook'un kurucusu Mark bir televizyon programında, ceketini çıkartıyor:





Ceketin iç yüzünde bir logo var. Çok cici ve çağdaş bir tasarım. Hmmm.

İşte o ceket ve o Facebook logosu:



TipAdam sorar: ''Yetmedi mi?''




Ve uykulu cevap verir.

''Yetmedi!''

Yuh demeye kıyamaz TipAdam, bu Facebook bağımlısı köle olmuş zavallı bireye.
Ve bir İlluminati kartı yayınlar.

Kartın adı: Güzel Fikir. O Bana Ait.



Arada bağ var mı, ben bilmem.
Beyim bilir.
Hanımım bilir.

Bu kart yönetilmiş ve amaçlanan hedefle ilgili. Sadece bizim zamanımızda kullanılabilir bir eylem olabilir ve İlluminati cart curt.

Hmmm...

Facebook bağımlısı, ay affedersin, Facebook kölesi olmuş uykulu, Çık masanın altından.

Ve kendine gel, ne dersin?
Boş zamanımda yapacak bir şeyim yok diye savunma kendini.
Kitap okumayı sevmiyorum diye savunma kendini. (Her okuduğun kitaba da inanma)

Bir şey bulursun illa ki. Boş zaman yoktur, boşa harcanan zaman vardır sözünü kulağına küpe yapmayı unutmuşsun anlaşılan.

Facebook konusunda insiyatif sizin. Ben bu yazıyı yazsam bile, bin dereden su getirsem bile, sen bunları öğrenmiş olsan bile yine yapacaksın yapacağını.

Eşeğe altın semer vursan yine eşek, yine eşek.

Bana soracaksın, çok konuşuyorsun ama senin de Facebook'un var mı? diyeceksin.

Bir zamanlar evet vardı. Ta ki bu gerçekleri öğrenene kadar; ya da farkına varana kadar diyelim. Bazı pis ellerin esiri olmamak istiyor oluşum yanlış mı? Bu benim kişisel kararım ve yaklaşık 1 yıldır ne Facebook kullanırım ne de ilgi duyarım. Sürekli soranlar da oluyor;

''Yahu nasıl Facebook hesabın olmaz! Neden kullanmıyorsun?''

Sanki çok sıradışı bir olaymış gibi. Gerçi doğru, artık sıradışı bir olay bu benimkisi, çünkü neredeyse herkes onların kölesi olmayı sevmiş durumda! E buna ne cevap verebilirsin? Tabi ki ''gereksiz olduğunu düşünüyorum, çok boş beleş adam var'' deyip geçiştiriyorum. Malum bir başladın mı konuşmaya, durmak bilmiyorlar; çok şey biliyorlarmış gibi...

Facebook'u bırakalım ve gelelim başka mevzuya. TipAdam, başka bir şey daha eklesin şunca yazıya. İlk olarak ATV'nin de bu olayların içinde olduğunu belirtmek ve nasıl bir pisliğin içinde olduğumuzu sizlere göstermek istiyorum değerli dostlar!

Yakın zamanda yayınlanan bir ATV dizisi;


Atv'de yayımlanan ''Diğer Yarım'' isimli dizide eşşşek kadar verilen mesajdır iki saattir anlatmaya çalıştığım sübliminal mesaj. Bu halde aslında sübliminal değil bile diyebiliriz, zira resmen okuyup dumur oluyoruz! Bilinçaltına iş kalmıyor pek. Sol üst taraftaki tabelayı dikkatle inceleyiniz lütfen sayın seyirciler.

Ön taraftaki türbanlı kadını kullanarak verilen mesaj, bu güzide kanalımızın 600.000 TL'lik fukarası Nihat Hatipoğlu'na kadar ulaşmıştır sanıyorum. Eh o zaman sorun yok öyle değil mi? Düşünün biri bu planı ne için koymuş olabilir diziye. Tesadüf sanıyorsanız, sizin doğumunuz da tesadüftür. Ve hala beni kaale almıyorsanız, lütfen usülce defolup gidin bu siteden.

Neyse bunu da geçelim şimdilik, başka bir olaya daha parmak basmak istiyorum!

Ergenlerin ve Türk gençliğinin ifil ifil hayran olduğu Heri Potır.
İşte aşırı hayranlığın ne derece bir pislik ve aptallık olduğunu gösteren bir şey daha.

Yapılan iş kaliteli.
İşlerin arkasındaki zip zoplar ise tam tersi.

Konuya değinmeden önce Da Vinci şifresi adlı olaya değinmem lazım ama.
Bildiğin üzere, bu şifre Kutsal Kase denen şeyin anahtarı.

Kutsal Kase ise çeşitli efsanelere göre, Hz.İsa'nın kanının bulunduğu kase.
Bu Kase sayesinde mucizevi şeyler yapılabilirmiş.

Da Vinci şifresini çözen kişi, bu Kase'ye ulaşabilirmiş.

Ve o şifrenin çözümü hakkında benim için geçerli bir teori var.

Leonardo Da Vinci'nin Son Akşam yemeği adlı ünlü tablosuna bakıyoruz:



Ve bu tabloda İsa, havarileri ile yemek yiyor.
Ama yalnızca bir kadın var.
Sol tarafında.
Sadece bir kadın.

Peki o kadın kim?
Papalık tarafından ****** ilan edilmiş olan Mecdelli Meryem.

Bu kadın, İsa ile evlenmiş ve bir çocukları dünyaya gelmiş, teoriye göre. Bu konu tartışılır. Buraya kadar verdiğim Hristiyanlık bilgileri, hala tartışılmakta olan bilgiler. İlk kez 1970'lerde gündeme gelmiş, dönemi kasıp kavurmuş ve 2000'lerde Dan Brown ile popüler olmuştur.

İşte birileri, Kutsal Kase'nin Mecdelli Meryem'in rahmi olduğunu düşünüyor. Geçerli sebepleri de var. Çocuk dünyaya gelmiş ve günümüzde de bu soy devam ediyormuş. Kutsal Kase'den faydalanma yolu da bu soy işte.
Şifrenin çözüm noktası ise şu:


Aşağı dönük üçgen.
Yahudi yıldızını görüp, anlamını araştırmamış kişiler, işte bu büyük bir ayıp.

Yahudi yıldızını biliyorsun ama anlamını bilmiyorsun.
Yukarıya dönük üçgen erkeği, aşağıya dönük üçgen kadını simgeler, özellikle pagan kültüründe. Bir çeşit simge, Yahudi yıldızı da bunu kullanmış.
İşte Da Vinci de böyle atıfta bulundu diyorlar falan fıstık.

Zaten aşağıya dönük üçgen, rahim şekline de benzediği için kadın simgesi, bunu da yaz kenara.

Benim değinmek istediğim nokta, kadın simgesi.

Yani sana bu bilgileri aktarırken, ulaşmak istediğim nokta üçgenlerin anlamıydı.
Çünkü bu bilgiler, Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğuna inanılan bilgiler.
Tapınak Şövalyeleri ise masonlukla birleşmiş, Norveç'teki cani bunları söylemiş ve kendisi de Tapınak Şövalyeleri'ne üyeymiş.

Yani senin anlayacağın, Sahte Mesih'in oluşumu için bir taban bilgi hazırlığı olabilir bunlar. Sen sadece üçgenlerin anlamını kavra, gerisi bildiğin ama tamamen benimsemediğin bilgiler olsun. Olsun ki gelecekte zorluk çekme.

Artık o üçgenlerin İlluminati'yi falan çağırması dışındaki tarihsel ve simgesel anlamını da biliyorsun.

O zaman şu görsele bakmaya ne dersin?


Dumbledore'un şapkası ve oturduğu sandalyenin tasarımı yukarıya dönük üçgen.

Ve cicidede, inadına kadehini kaldırıp o karenin tam altına sokuyor. Kamera açısı yüzünden biraz daha solda görünüyor yalnızca.
Kadeh de adeta Kutsal Kase'nin tasviri.

Ve aşağı dönük üçgen yani.

Ve al sana yahudi yıldızı sembolizmi.

Bitmedi, yere bakılır ve üçgen görülür:





Her şeye laf söyleyince kabullenen ama çok sevgili Heri Potır'a laf söyleyince isyan eden bir tayfa var şu an eminim.

İşte. Siz. Bu. Kadarsınız.

Pembe pamuk ipliklerine bağlı bir hayat yaşıyorsunuz.
Aşırı hayranlıklarınızın, fanatizmin, fikirlerinizin kölesi oluyorsunuz. Gücü elinizde tutamıyorsunuz.
Bağnazlık bu yaptığınız.
Ve kölelik.

Kraldan fazla kralcısınız.
Türkçe kaynaklı Harry Potter ifşaları görmedik, sen yazdın diye olmaz bu iş diye düşünecek kadar da zayıf kişiliklersiniz. İngilizce ve Almanca bloglarda daha fazlası mevcut.

Ama ben senin zavallı savunmalarına inat bir görsel daha paylaşacağım, hatta iki, hatta üç, hatta dört:


Yukarıda ismini bilmediğim ama Hogwartscanların yemek yedikleri salon sahnesi:
Ve yahudi yıldızı.

Peki...

Şu görsel neye benziyor, Mısır Güneş Tanrısı Amon Ra'nın sembolü yani?





Heri Potır'ın oyununu oynadığı şu Quidditch adlı oyuna olabilir mi?

Evet, aynısı.

Peki Amon Ra'nın bir diğer sembolü ne biliyor musun?
Diğer yazılarımda ondan da bahsedeceğim.

Ra'nın gözü.

İşte o göz:


Tek göz!
Quidditch'in Ra'nın 2. sembolü üzerinden yaptığı atıf olan Ra'nın en önemli ve birinci sembolü olan gözü, tek gözden oluşur.

Ve Hermonie, yani Emma Watson'dan bir kare:


Güzel kız öyle değil mi? Beğenirim kendilerini. Ihhhmm neyse, konuma dönelim ehehe.

Emma Watson'a sormuşlar. Neden böyle yaptınız diye.
Cevap ise: ''Sadece ben değil, arkadaşım Daniel ve Rupert da yapıyor...'' falan diye devam ediyor.

Amanın ya! Çok şekerler.
Fantastik kitap hayranıydım ama artık değilim.
Mart'tan beri değilim.

Uyuttuğunu fark ettim çünkü!
Dünyanı hayallere kurgulayıp, gerçeği yok edebildiğini fark ettim.
Bana bir şey katmadığını fark ettim.

Hayal dünyasını geliştiriyormuş, Pırrrt! Palavra!
Hayallere köle ediyor diyelim.

Ve bu yazımdan ötürü, pek çok takipçi kaybedeceğimi düşünüyorum. Çağdaş sistem kölelerini. Her şeyi eleştirip ses çıkarmayan ama kendisine ait bir şeyi eleştirince zıngıdı zıngıdı bağıran kişileri.

Olsun.

Ben inandığım gerçeklerden vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim.
Gördüğüm şeyleri, kalbinizi esir altına almış zayıf noktanıza alet edemem.

Heri Potır konusunda ifşalara belki başka bir yazıda devam ederim, en manyak ve açık tespitler bunlardı.

Gerçi ne dersem diyeyim, Facebook'un kölesi olunmaya devam edilecek, okunan ve izlenen her şeye inanılacak, Heri Potır'ın esiri olunmaya devam edilecek ama ben bilinçliyim ya! diye millete kendini pahalıdan satmaktan da vazgeçmeyecek birileri.
Pabucumun bilinçlileri.

Gerçi Gaga'nın, Kanye West'in, Pink Floyd'un, Rihanna'nın, Eminem'in, Nicki Minaj'ın illuminati çağrıları yaptığını ezelden beri bile bile dinlemeye devam edenler varken... Bu tür şeylerden uzak durulmasını beklemem, saçmalık.

İşte zavallı olduğumuzun kanıtı.

Ayrıca, çocuk olmayın.
Tek göz yapan, üçgen yapan her kişi İlluminatili olmayacağı gibi; üçgen yapmadı, tek göz yapmıyor diyerek sevdiğiniz kişileri bana pahalıdan satamazsınız.

İlluminati gibi iğrenç ve köklü bir tarikatvari örgütün yalnızca tek gözden falan ibaret olduğunu düşünecek kadar ortaçağ beynine sahip değilsin değil mi?

İlluminatili veya İlluminatililere hizmet etmiş bir kişi ile teması varsa, bu da bir şüphe teşkil eder mesela. Hele bir de İlluminatililer ile ortak çalışmalar yapıyorsa, şüphelerim sertleşir.

Neyse.

Düşman aralıksız çalışırken, sen Facebook'un, hayranlıklarının, fanatizmin kölesi olmaya devam et. Onlar kendilerini geliştirmek için adım adım ilerlerken, sen boş şeyler için kafa yormaya devam et.

Eğlencene düşkün ol.
Manyak ol.
Millete kendini beğendirme çabasında ol.
Boş ol.

Ve en sonunda da gerçekten yok ol, varlığının faydası yok çünkü.

Aman sakın boş şeylerden uzak kalma. Hürrem'in kaçıncı şehzadeye hamile olduğunu öğrenemezsen, Fatmagül'e kaç kişi tecavüz etmiş sayamazsan, Kıvanç Tatlıtuğ'nun adamı nasıl dövdüğünü ve vücudunun ne kadar yapılı olduğunu göremezsen, batı kültürü aşılayan bir dizinin yeni sezonunda ne olup bitecek bilemezsen ne olur!

Kalp mi dayanır o meraka değil mi?

Canım köle, cicim köle.
Arkanda dönen dolapların farkına var da ben zaten bilinçliyim, bana bir şey olmaz ayaklarına yatma.
Sen bilinçli değilsin, sen güçlü değilsin.
Sen zavallısın, sen bitiksin.

Kendine saygından ötürü tüketim canavırısın diyelim,
Kişiliğine saygından ötürü de bu canilere canavar olmaya ne dersin?

Uyandığını sanıyordum. Meğersem sen bana ''5 dakika daha'' demişsin.
Servis kornaya basıyor, sen daha elini yüzünü yıkayacaksın.

Muhtemelen devam edecek.

Unknown

Unknown

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.